Güncel SonDakika

TMMOB Mersin tarafından “Mersin Deprem Raporu” kamuoyu ile paylaşıldı.

06 Şubat 2023 saat 04:17 de merkez üssü Kahramanmaraş‘ta başlayan depremler geniş bir alanda hissedilmiş ve 11 ilimizde can ve mal kayıplarına neden olmuştur. Bu illerde binlerce bina yıkılmış ve..

06 Şubat 2023 saat 04:17 de merkez üssü Kahramanmaraş‘ta başlayan depremler geniş bir alanda hissedilmiş ve 11 ilimizde can ve mal kayıplarına neden olmuştur. Bu illerde binlerce bina yıkılmış ve on binlerce vatandaş hayatını kaybetmiştir. Mersin ilinde de deprem çok şiddetli olarak hissedilmiş, can kaybı olmamış, ancak halkta ciddi korku ve endişe meydana gelmiştir. Özellikle kentimizin sahil bandında ve 40-50 yıllık yapılarda ikamet eden vatandaşlarımızın yaşadığı panik bu süreçte en çok dikkat çeken detaylar arasına girmiştir.

Bu raporun kapsamı Mersin’in depremselliği ve zemin özelliklerini ortaya koymak, kentin güncel yapı stoku hakkında bilgiler vermek, kentimizde dönüşüm ve yenileme alanlarının gelişimini rasyonel ve bilimsel kabullere dayalı bir şekilde tarif etmek, mevcut binaların hem yapısal hem de mekânsal olarak depreme nasıl hazırlanması gerektiğini belirtmek ve ayrıca mevcut alanların dönüşümünde kimyasal tehditlerin bertaraf yöntemlerini ortaya koymak, kentin mevcut imar planları ve nüfus hesapları üzerinden çıkarımlar yapmak, şehrin mevcut teknik altyapı alanlarının artan göçe ve olası depremlere karşı nasıl yönetilmesi gerektiğine vurgu yapmak, kentimizin tarım alanlarının ve tarımsal üretime dayalı sektörlerin bu süreçte nasıl hareket etmesini belirlemek, olası bir depremde kentimizin en az kayıpla önlem almasını Mersin halkını ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yapılmıştır.

İnceleme alanının sınırlarını doğuda Akdeniz ilçesi Cay Mahallesi sınırındaki Deliçay Deresi, batıda Mezitli ilçesi Tece Mahallesi, kuzeyde 2. çevre yolu ve güneyde Akdeniz oluşturmaktadır. Ayrıca inceleme alanı yapı stoku bakımından 4 merkez ilçenin tamamını kapsamakta olup numarataj ve ruhsat verilerine göre çalışma alanları oluşturulmuştur.

Raporun hazırlanma aşamasında Tmmob Mersin İl Koordinasyon kuruluna bağlı meslek odaları kendi uzmanlık alanları kapsamında konu ile alakalı değerlendirmeleri yer almaktadır.

Raporun amacı Cumhuriyetimizin 100. Yılı ile birlikte geçmiş denemde kentlerin kentleşme süreçlerinde yaşadığı problemlerin bir kez daha yaşanmaması, kentlerin her türlü doğal afetlere hazırlıklı, sağlıklı ve güvenilir yaşam alanlarının oluşturulması amacıyla; hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimlerin bundan sonraki süreçte yapacağı çalışmaların, projelerin rasyonel ve bilimsel veriler ışığında hazırlanması gerektiği amaçlanmış ve bu doğrultuda raporda yapılması gereken çalışmalar önerilmiştir.

MERSİN SAHİL ŞERİDİ ZEMİN RİSK ARAŞTIRMA ÖN RAPORU (JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI MERSİN İL TEMSİLCİLİĞİ)

Ülkemiz bir deprem ülkesidir. Alp-Himalaya tektonik kuşağı içinde yer alan Türkiye sınırları içerisinde çok sayıda deprem üreten fay hattı bulunmaktadır. Ülkemizdeki yerleşim birimlerinin çoğunluğu bu fay hatlarının üzerinde, yakınında veya etki alanında kurulmuştur. Bir deprem ülkesi olduğumuz gerçeği ile; milyonlarca yıldır depremlerle sarsılmış olan Anadolu mikro plakasının gelecekte de sarsılacağı aşikardır. Bu gerçekten hareketle tüm Dünya’da kabul edilen ortak yaklaşım, deprem yıkıcı etki alanı içerisinde olduğu tahmin edilen yerlerde depremin vereceği hasarı en aza indirmek için gerekli çalışmaların yapılmasıdır. Burada temel sorun zararlarının nasıl azaltılabileceğidir. Depremlerde can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi, sürdürülebilir gelişmenin en önemli bileşenlerinden biridir. Ancak 6 Şubat 2023 depremleri göstermiştir ki ülke olarak deprem zararlarını minimize edecek sürdürülebilir uygulamaların çok uzağındayız. Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler risk yönetimi acısından deprem öncesine ve sonrasına yeterli düzeyde hazır olmadığımızı açığa çıkarmıştır. Bu yaşanan depremler ile oluşan hasarlar değerlendirildiğinde yanlış yer secimi, fay hatları üzerine ve zemin koşullarına uygun yapılmayan yapılar, düşük yapı kalitesi, yapı üretim süreçlerinde ki denetimsizlik, zemin büyütmesi ve sıvılaşma gibi unsurlar büyük yıkıma sebep olmuştur. Bu unsurların tamamını göz önünde bulundurursak deprem zararlarını en aza indirebiliriz. Örneğin yapı kalitesi iyi olup sıvılaşma potansiyeli olan zeminler üzerine yapılmış yapılarda deprem sırasında sıvılaşma meydana gelmekte ve zeminin taşıma gücü kaybına bağlı olarak yapılarda devrilme, eğilme ve zemine gömülme gibi sonuçlar meydana gelmektedir. Nitekim 6 Şubat 2023 depremlerinde zemin sıvılaşmasına bağlı can ve mal kayıpları bir çok bölgede yaygın olarak görülmüştür. Bu durum kentsel alanların yer seçiminde zemin özelliklerinin dikkate alınıp mikro bölgeleme çalışmalarının önemini ortaya koymaktadır. Mersin il merkezi de jeolojik özelliklerinden dolayı mikro bölgeleme o yapılması gereken bir alandır. Mersin yapılaşma stokunun çoğu kıyı şeridinde yer almaktadır. Bu bölümlerin zemini alüvyon olup yeraltı su seviyesi yüksektir ve sıvılaşma riski bulunmaktadır. Deprem dalgaları bu tür zeminler tarafından büyüterek binalara iletilir. Alüvyon zeminlerde aynı zamanda zemin büyütmesi olarak tanımlanan olay meydana gelir ve alüvyon zemin üzerindeki yapılar kaya üzerindekilere göre depremi daha şiddetli olarak hissederler ve hasar alırlar. Biliyoruz ki deprem gibi tüm doğa kaynaklı afetlerle (heyelan, sıvılaşma, kaya düşmesi ve sel) baş edebilmenin tek yolu riskleri belirlemek ve önlem alarak yönetmekten geçmektedir. Bunun için de öncelikle risk haritalarının yapılması gerekmektedir. Bu çalışma Mersin sahil şeridi yerleşimi için olası deprem etkileri ve zemin risklerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır.

2.1. BÖLGENİN DEPREMSELLİĞİ

Mersin ve çevresini etkileyebilecek önemli fay sistemleri Ölü Deniz Fay Sistemi, Doğu Anadolu Fay Zonu ve Ecemiş Fay Zonu’dur.

Ölü Deniz Fay Sistemi

Arap plakası ile Afrika plakası arasında transform sınır görevi gören Ölü Deniz Fay Zonu (ÖDFZ), güneyde Kızıl Deniz’den başlayıp kuzeyde Kahramanmaraş dolaylarındaki Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ)’na kadar uzanan sol yönlü doğrultu atımlı bir faydır. Güneyde K-G doğrultusunda uzanan fay zonu, Lübnan ve güney Suriye’yi geçtikten sonra Suriye’nin kuzeyindeki Ghab Havzası’nda farklı kollara ayrılmaktadır. Ghab Havzası’nın batısını sınırlayan kol Antakya’nın güneydoğusundan ülkemiz sınırlarına girerek, Asi Nehri’nin batısı boyunca K-G doğrultusunda Amik Ovası’na uzanan ÖDFZ, daha kuzeye devam ederek DAFZ ile birleşmektedir. Amik Ovası ve Karasu Vadisi’nin oluşumunda, ana fay zonu ile özellikle havza kenarlarını şekillendiren fayların da etkin olduğu belirtilmiştir. Tarihsel çağlar boyunca verimli topraklarından dolayı farklı medeniyetler için önemli bir yerleşim alanı olan Amik Ovası ve yakın civarında geçmiş sismik aktivite bulgularına göre (Ergin vd., 1967; Ambraseys, 1989; Guidobani vd., 1994; Ambraseys ve White, 1997; Al-Tarazi, 1999; Khair vd., 2000; Guidobani vd., 2004) M.Ö. 3. yy’dan günümüze kadar 40’ın üzerinde yıkıcı deprem meydana gelmiştir.

Tarihsel dönemde Antakya’da 115 yılında meydana gelen depremde 260.000, Türkiye-Suriye sınırında 533 yılındaki depremde 130.000, Antakya-Suriye sınırında 847 yılındaki depremde 70.000, Halep-Suriye sınırındaki 1138 yılındaki depremde 230.000, Kilikya (Adana) bölgesinde 1268 yılında meydana gelen depremde ise 60.000 kişinin yaşamını yitirdiği deprem katologlarında belirtilmektedir. 1822 yılının Ağustos ayında ve 1872 yılının Nisan ayında Antakya ve yakın yöresinde meydana gelen depremlerde Antakya kentinde çok büyük hasarlar aldığı saptanmıştır. Tarihsel süreçte meydana gelen bu depremler sadece Amik Ovası ve yakın bölümlerinde değil, Adana ve Mersin gibi civar yerleşim yerlerinde de önemli yıkım ve can kayıplarına sebep olmuştur. Bizans İmparatorluğu döneminde işlek bir liman kenti olan Soli Pompeipolis kentinin (bugünkü Mezitli-Viranşehir) MS 528 veya MS 526 yılında meydana gelen Büyük Antakya depreminde büyük ölçüde yıkıldığı belirtilmektedir.

Doğu Anadolu Fay Zonu

İlk kez Arpat ve Şaroğlu (1972) tarafından tanımlanan DAF Bingöl’ün Karlıova ilçesinden Hatay iline kadar uzanmaktadır. Anadolu Mikro Plakası ile Arap Plakası arasındaki Doğu Anadolu Fay Zonu (DAF), KD-GB uzanımlı, yaklaşık 550 km uzunluğunda, sol yönlü

doğrultu atımlı bir fay niteliğindedir. DAF’ın Karlıova ve Hatay arasında yer alan 6 segmentten oluştuğu (Karlıova-Bingöl, Palu-Hazar Gölü, Hazar Gölü-Sincik, Çelikhan-Erkenek, Gölbaşı-Türkoğlu ve Türkoğlu-Antakya segmentleri) ve Geç Pliyosen’den günümüze yıllık ortalama 5-8 mm kayma hızıyla toplam 15-22 km atıma sahip olduğu belirtilmektedir. Başka bir çalışmada ise DAF üzerindeki kayma hızının Jeolojik, jeomorfolojik ve GPS verilerine göre yaklaşık olarak 8-10 mm/yıl olduğu söylenmektedir (Gümbür, 2022). Tarihsel ve aletsel dönemlerde meydana gelmiş olan depremlere göre; Doğu Anadolu Fay Zonu üzerinde Kahramanmaraş ve yakın çevresinde meydana gelmiş ve bölgeyi önemli derecede etkilemiş olan 1114 ve 1513’te iki büyük deprem (Mw>7) olduğu görülmektedir. DAF zonunda büyüklüğü 7’den büyük olan bu depremlerin tekrarlanma periyodunun 300 ila 400 yıl olduğu vurgulanmaktadır.

Ecemiş Fay Zonu

Ecemiş Fay Kuşağı; kuzeydoğuda Kayseri ile güneybatıda Ortaköy arasında çizgisel bir çöküntü olarak yüzey görünümü sunan yaklaşık 1-6 km genişlikte 300 km’ den fazla uzunlukta, NE – SW doğrultulu sol yanal nitelikli bir kırık sistemidir. Bu fay bölgesel olarak düşünüldüğünde Kuzeyde Erciyes Dağı civarından başlayarak Mersin ili civarında Akdeniz’e kadar uzanır. Ecemiş Fay Zonu son yüzyıl içerisinde düşük bir sismik aktivite sergilememesine karşın 1717 ve 1835 yıllarında Ecemiş yakınlarında meydana gelen iki adet depremin yıkıcı özellikte olduğu tarihsel kayıtlarda bildirilmektedir. Orta Anadolu Fay Sisteminin Gülek Boğazı ile Anamur arasında uzanan bölümü de Namrun Fay Zonu olarak tanımlanmış ve son yıllarda üzerinde önemli çalışmalar yapılmıştır. Mersin ve yakın yöresini en fazla etkileyebilecek olan Namrun Fay Zonu batıda, Gülek Boğazından başlar, güneybatıya doğru sırasıyla, Namrun (Çamlıyayla), Arslanköy, Sorgun Kuzeyi, Kurtsuyu Deresi, Göksu Irmağı ve Demirözü’nden geçerek Anamur kuzeyinde son bulur.

2.2 MERSİN İLİNİN DEPREMSELLİĞİ

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre Mersin ve yakın çevresinde 1900 ile 2007 yılları arasında büyüklükleri 3-3.9 arasında olan 36 adet deprem, 4-4.9 arasında olan 16 adet ve 5-5.9 büyüklüğünde 4 adet olmak üzere toplam 56 adet deprem kayıt edilmiştir. Ancak hem 1900 yılı öncesi tarihsel deprem kayıtları, hem de 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri göstermiştir ki Mersin ilinin depremselliğini sadece il merkezi yakınlarındaki depremler belirlememektedir. Mersin ilinin depremselliğini genel olarak Ölüdeniz Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu, Kıbrıs Yayı, Adana ve Osmaniye’deki fay sistemleri, Ecemiş Fay Zonu ve Akdeniz içerisinde yer alan faylar belirlemektedir. Şekil 3’te Boğaziçi Üniversitesi kandilli Rasathanesi’nin 1900-31 Aralık 2022 arasında meydana gelen aletsel dönem depremleri (Mw≥4) görülmektedir. Mersin ve yakın civarında 1900 yılından günümüze büyüklüğü 5,9’dan daha büyük bir deprem olmamıştır (Şekil 3). Ancak Mersi ilini etkileyecek bölgelerde 6 ile 6,9 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir. Bunlar Kıbrıs Yayı (6 deprem), Adana-Ceyhan (3 deprem) ve Niğde il sınırı (1 deprem) içerisinde meydana gelen depremlerdir (M=6-6,9). Mersin ilini etkileme potansiyeli olan bahsedilen bu fay zonlarında 1900 yılından günümüze meydana gelen depremlerde Mersin ilinde kayda geçen bir yıkım gerçekleşmemiştir. Ancak tarihsel kayıtlara göre MS 526 yılında Büyük Antakya Depremi olarak adlandırılan ve Antakya civarında Ölüdeniz Fay Zonu üzerinde meydana gelen depremde önemli liman kenti olan Soli Pompeipolis kenti (bugünkü Viranşehir mahallesi) büyük oranda yıkılma uğramıştır. Soli Pompeipolis kentinin belirtilen dönemde, belirtilen yerde meydana gelen depremde yıkılmasının temel sebebi kötü zemin koşulları ve zeminin uzaktaki bir deprem dalgasını büyütmesidir. Mersin ilinin özellikle kıyı kesimlerinde buna benzer kötü zemin koşullarına sahip alanlar mevcuttur ve bu alanlar üzerinde yapılaşma vardır.6 Şubat 2023 tarihinde Mw=7,7 ve Mw=7,6 büyüklüğünde meydana gelen depremler Mersin ilinde de şiddetli hissedilmiş ve vatandaşlarda ciddi korku ve paniğe neden olmuştur. Şekil 4’te gerçekleşen iki büyük depremin konum ve bölgesel büyüklük dağılım haritası görülmektedir. Bu dağılım haritasına göre Mersin ili bu depremleri tahmini olarak 5 ile 6 (Mw) arasında hissetmiştir.

Şekil 3. 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen iki büyük depremin konum ve büyüklük dağılım haritası.

Deprem dalgaları her zeminde aynı davranışı göstermemektedir. Tabakalı bir zemin ortamında deprem dalgaları yayılırken zemin hakim titreşim periyodu ile titreşimin genlikleri önemli ölçüde değişikliğe uğramaktadır. Farklı zemin tabakalarının birbirlerine göre relâtif olarak yoğunluk, rijitlik, kalınlık, kayma dalgası hızı, sönüm oranı ile diğer fiziksel ve kinematik özellikleri, yayılan deprem dalgalarının şiddeti zemin büyütmesinin nicelik ve niteliğini etkileyen en önemli parametrelerdir. Deprem dalgalarının farklı zeminlerden geçerken genliklerindeki değişim görülmektedir. Deprem dalgalarının genliği ve zaman aralığı genel olarak ana kayaçtan zayıf pekişmiş veya suya doygun malzemeye geçiş sırasında artmaktadır Bu sebeple zayıf malzeme üzerinde yapılmış olan yapıların, ayrışmamış ana kayaç üzerinde yapılmış olan yapılara göre daha çok sarsılmaktadır. Mersin ilinin jeolojik yapısı görseldeki yapı ile oldukça benzerdir. İlin kıyıdan uzak yüksek kesimlerinde ana kaya, güneye kent merkezine doğru gidildiğinde sırasıyla şıkışmış eski alüvyonlar, zayıf sıkışmış alüvyonlar ve kıyı kesimlerinde suya doygun ve/veya sıkışmamış gevşek genç çökeller mevcuttur. Mersin kent merkezinin yapılaşması da çoğunlukla zayıf sıkışmış alüvyonlar ve sıkışmamış genç çökeller üzerindedir. Özellikle Akdeniz kıyı kesimlerinde zemin büyütmesinden dolayı bu bölümlerde olası olarak deprem daha şiddetli hissedilmiştir.

2.3. MERSİN KENTİ ARAŞTIRMA BULGULARI

İnceleme alanında geçmiş dönemlerde yapılan yaklaşık 200 sondaj verisinden yararlanılarak çalışılan alanın yeraltı su seviyesi (YASS), zemin özellikleri ve sınıf aralıkları belirlenerek olası sıvılaşma potansiyeli olan alanlar haritalanmış ve bunlar aşağıda verilmiştir.

2.3.1 Hidrolojik ve Hidrojeolojik Durum

Mersin ili, Türkiye’nin 25 büyük akarsu havzasından biri olan Doğu Akdeniz Havzası içerisinde yer almakta olup bu havza; doğuda Seyhan Havzası, kuzeyde Konya Havzası ve batıda Antalya Havzası ile sınırlandırılmıştır. Doğu Akdeniz Havzası kendi içinde 7 alt havzaya (Tarsus Çayı Alt Havzası, Alata ve Lamas Çayları Alt Havzası, Göksu Nehri Alt Havzası, Sipahili Deresi Alt Havzası, Gözce Deresi Alt Havzası, Anamur Çayı Alt Havzası ve Delice Çayı Alt Havzası) ayrılmış olup çalışma alanı, Tarsus Çayı Alt Havzası ile Alata ve Lamas Çayları Alt Havzası içerisinde yer almaktadır. Mersin ilinde birçok akarsu bulunmakla birlikte bu çalışmanın sınırları içerisindeki başlıca akarsular; Deliçay, Müftü Deresi (Efrenk), Mezitli Çayı (Liparis Çayı), Gilindire Çayı ve Tece Deresi’dir. Mersin ili hidrojeolojik açıdan iki bölüme ayrılmış olup bunlardan birincisi, bölgenin kuzey kesiminde yer alan, genel olarak güneydoğuya eğimli sedimanter kayaçların bulunduğu, düşük verimli yamaç akiferi ve bölgenin güneyinde yer alan, yüzey alanı ve kalınlığı doğudan batıya azalan alüvyon malzemenin oluşturduğu, yüksek verimli kıyı akiferidir Mersin kıyı akiferi, Kuvaterner döneminden günümüze kadar yüksek dağlık kesimden kırıntılı malzemenin çok sayıda akarsu tarafından taşınıp ovalık kıyı kesimine biriktirmesi sonucu oluşmuştur. Mersin kıyı akiferinin beslenim mekanizmaları; kıyı kesimindeki yağış (yağmur), tarımsal sulama sırasında süzülme, akarsu yataklarından veya yapay sulama/drenaj kanal sistemlerinden sızma, dağlık alandan ovaya doğru yeraltı suyu akışı ve deniz suyu girişimi şeklindedir. Mersin kıyı akiferinde kuzeyden güneye doğru gidildikçe yeraltı suyu seviyesi artmakta ve Akdeniz kıyı kesimlerinde birkaç metreye kadar çıkabilmektedir. Mersin kıyı akiferinin yeraltı suları tarımsal, endüstriyel ve evsel amaçlarla yoğun olarak kullanılmaktadır. Bölgedeki hızlı kentleşme ve artan endüstriyel aktiviteler yeraltı suları üzerindeki baskıyı gün geçtikçe artırmaktadır. Bunun sonucunda yeraltı suları ile ilgili önemli problemler ortaya çıkmaktadır. Bu problemlerin en önemlilerinden birisi özellikle kıyı kesimlerindeki tuzlanmadır. Tarsus ve Mersin kıyı akiferlerinde yapılan birçok çalışmada kıyı kesimlerinde tuzlanma probleminin yaygın olduğu belirtilmiştir. Bu tuzlanma yeraltı suyunun kullanımını kısıtlayan/engelleyen önemli bir problem olmasının yanı sıra, bu kesimlerde yapılan yapıların özellikle temel bölümlerinde korozyona sebep olan çok önemli bir problemdir. İnceleme alanında daha önce çeşitli amaçlarla yapılan sondajlardan elde edilen yeraltı suyu seviye verileri derlenmiş ve Şekil 6’daki yeraltı suyu seviyesi haritasında oluşturulmuştur. Buna göre Mersin kent merkezinde çalışılan alanda yeraltı su seviyelerinin 2 m ile 9 m arasında değiştiği belirlenmiştir. Özellikle kıyıya yakın bölümlerde yeraltı suyu seviyesinin 2 m ile 4 m arasında değiştiği, kıyıdan kuzeye doğru gidildikçe yeraltı suyu seviyesin arttığı (8-9 m) görülmektedir. Bu seviyeler sabit seviyeler olmayıp mevsimlere ve yıllara göre değişim gösterebilmektedir. Yağışlı mevsimlerde yeraltı suyu seviyesi özellikle kıyıya yakın bazı bölümlerde 1 metre seviyelerine kadar çıkabilmektedir. Bununla birlikte bazı kıyı kesimlerinde aşırı yeraltı suyu kullanımı sonucu deniz suyu girişimi meydana gelebilmektedir. Bunun sonucu olarak da yeraltı suları tuzlanarak kullanımları kısıtlanırken, aynı zamanda binaların temellerinde korozyona sebep olmaktadır dedi.

 

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL